Aggressors: Ancient Rome

Yazar - - İnceleme

Aggressors: Ancient Rome İncelemesi

Çek geliştirici stüdyosu Kubat Software tarafından geliştirilen Aggressors: Ancient Rome 4 Mayıs 2018’de duyurulmuştu. Yaklaşık 7 sene boyunca geliştirildiği belirtilen bu oyun 30 Ağustos 2018’de Slitherine’in dağıtımcılığıyla çıkışını gerçekleştirdi.

Bu oyun Kubat Software tarafından geliştirilmiş ilk oyun olsa da oyunun isminin “Aggressors: Ancient Rome” şeklinde belirlenmiş olması gelecekte belki aynı konseptte farklı çağları konu alan oyunların yapılabileceği ipucunu bizlere veriyor. Geliştiricinin sitesinde oyunun Civilization IV ve Panzer General III gibi oyunlardan ilham aldığı belirtilmiş, belki bu durumun bir göstergesi oyundaki bölgelerin Civilization serisinin 5. ve 6. oyunundaki gibi altıgen şeklinde değil, 4. oyundaki gibi kare kare olmasında da görülebilir.

Oyunun yayımcılığını Slitherine üstlenmiş ve genel olarak bakıldığında Aggressors: Ancient Rome’un Slitherine’in yayımcılığını yaptığı diğer strateji oyunlarıyla hem pozitif hem de kimi zaman belki negatif yönden benzerlikler gösterdiğini söylemek mümkün. Oyunların sahip olduğu müthiş ayrıntı, strateji unsurunun ön planda olması, ancak grafiklerin albeniden uzak olması ve oyunun genel kitleye hitap etmekte genellikle başarısız olması bu benzerliklerden bazıları.

Aggressors: Ancient Rome son dönemlerde oynadığım en ilginç strateji oyunlarından birisi, ancak nispeten daha ana akım strateji oyunlarına alışkınsanız hem grafikleri hem de oynanıştaki bazı unsurları çerçevesinde biraz daha “şans vermenizi” gerektirecek bir oyun. Oyun kimi zaman şaşırtıcı seviyede ayrıntılara sahip, gelin çok fazla lafı uzatmadan Aggressors: Ancient Rome’u inceleyelim.

Aggressors: Ancient Rome tur tabanlı 4X bir strateji oyunu. Bu şekilde ifade ettiğimizde müdavimleri belki Civilization oyunları belki geçtiğimiz günlerde incelemesini paylaştığımız At the Gates gibi görünebilir, ancak değil. Aggressors: Ancient Rome’un güçlü ve zayıf yönleri itibariyle kendisine has oluşturduğu bir yeri var. Ana harita modunda oyunu oynarken bir Civilization oynamaktan çok gerçek zamanlı muharebe mekanikleri yerine senaryo modundaki mekaniklere odaklanılmış bir Rome: Total War oynadığınızı hissedebilirsiniz. Bunda şüphesiz oyunun başlangıç tarihinin neredeyse aynı olmasının da etkisi var.

Oyuna girerken 2 seçeneğiniz var, Rastgele Dünya ve Antik Akdeniz. Bu seçeneklerden Rastgele Dünya’yı seçtiğinizde evet durum biraz daha yukarıda bahsettiğimiz tipik 4X oyunlarını andırır bir hal alıyor ve oyuna başlamadan önce harita ayarları, haritadaki düşman sayısı, zafer koşulları, oyun hızı vb. ayarları yapabiliyor, oynanabilir 20 ülkeden birini seçebiliyorsunuz. Bu noktada özellikle her şeyi sıfırdan alıp oyunu tanımak isterseniz oyunun başlayacağı uygarlık seviyesi olarak en erken seçeneği seçmenizi öneririm.

Antik Akdeniz’i seçtiğinizde ise durum biraz daha az önce belirttiğim Rome: Total War’ı anımsatıyor. Bu alanda oyuna yeni başlayanlar için 3 ülke belirtilmiş: Roma Cumhuriyeti, Kartaca ve Ptolemy İmparatorluğu, yani Mısır. Bu oyun modunda simetrik başlangıçtan sözetmek mümkün değil ve bu asimetrinin denge farklılıklarını yukarıda Nüfus, Ekonomi, Güç ve Büyüklük olmak üzere 4 kategoride inceleyebiliyorsunuz.

Oyunda oyunun birçok yönünü detaylıca anlatan 2 kademeli bir tutorial sistemi mevcut, ancak bu tutorial sistemine girmenizle birlikte oyunda – yine diğer oyunlardaki alışkanlıklarınız çerçevesinde sıkıntı yaşayabileceğiniz bazı şeyleri farkedeceksiniz. Bunların ilki karakterinizin gideceği yeri sol click ile seçmeniz ve sağ click’in “iptal” görevi görmesi. Dolayısıyla bir süreliğine bu farklılıklara uyum sağlamanız gerekebilir, ancak ilk başta da belirttiğim gibi bu oyun biraz “sabretmeyi” ve şans vermeyi hakeden bir oyun.

Oyunda altın, kömür, taş, demir, yemek, odun, bilgi, etki gücü ve vatandaş sayısı olmak üzere kullandığınız çeşitli kaynaklar var. Bu kaynakların neredeyse hepsinin ticareti yapılabiliyor. Oyundaki işçi karakterleriniz Settler olarak geçiyorlar ve kuracağınız şehri de bu karakterle, yolu da bu karakterlerle yapıyorsunuz. Bunların dışında şehirlerde üretebildiğiniz klasik asker türleri ve gemiler mevcut. Birden fazla askeri tek bir bölgede topladığınızda daha efektif birimler haline geliyorlar.

Oyunda yapayzeka diplomasi mekaniklerini çok – belki de haddinden fazla aktif – kullanıyor. Bu durum oyunun canlı hissettirmesini sağlıyor. Bu diplomasi mekanikleri sadece basit ticaret antlaşmalarından ibaret değil, örneğin Sparta size elçi gönderip bir ülkenin korumasını kaldırmanızı talep edebiliyor.

Oyunda ülke yönetimiyle ilgili tüm unsurlara sol üstteki arayüzden erişebiliyorsunuz. Bu arayüzde mevcut ticaret antlaşmalarınızdan teknolojideki ilerlemelerinize, ekonomik durumunuzdan alabileceğiniz bazı kararlara kadar çok sayıda şeyi inceleyebiliyorsunuz. Bu arayüzleri açan butonlar tek bir alanda toplanmak yerine diğer strateji oyunlarında da benzerini sıkça gördüğümüz bir şekilde ekranın sol üste köşesinde de sıralanabilirmiş, ancak bu tasarımın daha derli toplu ve oyuncunun ilk raddede gözünü korkutmayan bir tasarım olduğunu da söyleyebiliriz.

Oyunun ilginç yönlerinden birisi şehirlerin dışında, haritada çeşitli binalar yapabilmeniz. Bu binalardan tapınak binası 3 tile yakınındaki şehirlerdeki nüfus artışını güçlendirirken, demirci binası etrafındaki madenlerden daha fazla yararlanabilmenizi sağlıyor. Dolayısıyla şehir inşa ederken de hem harita üzerindeki unsurları dikkate almanızı, hem de ileride bu gibi binalarla bu unsurlardan en iyi şekilde yararlanacağınızı planlamanız gerekiyor.

Oyunda asker üretiminiz direkt olarak nüfusa bağlı. Farklı birimlerin farklı alanlarda avantajları söz konusu. Örneğin Roma birimleri düz arazilerde daha etkili savaşırken barbar birimleri ormanlık arazilerde çeşitli avantajlar elde edebiliyor. Bu durum sadece pozitif bonuslar bazında değil, örneğin Principes birlikleri düz arazide +%50 atak ve %60 savunma bonusuna sahipken, ormanlık arazide -%30 atak ve -%20 savunma dezavantajına sahip. Bu birimlerin bazıları savaş alanında bazıları ise geliştirmelerle elde edebildikleri çeşitli özellikleri var.  Örneğin Kamuflaj teknolojisini araştırdıktan sonra birimleriniz pusu kurma özelliğine sahip olabilirken, Talim Alanı araştırmasını yaptığınızda birimlerinize disiplin özelliği vererek savaş alanında aldıkları moral hasarından etkilenmeden savaşmalarını sağlayabiliyorsunuz.

Oyunun muharebe yönünde birimlerin özelliklerinin yanı sıra oyuncunun göremediği – gizli bir zar atımının da etkisi var. Bu durum bir yönden her zaman muharebelerde aynı sonuçların yaşanmasını engellerken, bir yandan da muharebelere bir rastgelelik katıyor.

Aggressors’un ilginç noktalarından birisi ticarette ticaretini yaptığınız ürünün çalınabilme riski. Bunların dışında defansif pakttan tutun da inşa ettiğiniz yolların bir başka ülke tarafından kullanılmasına izin vermeye kadar çok sayıda diplomasi seçeneği mevcut.

Oyundaki teknoloji sistemi büyük oranda bilgi puanıyla işliyor. Oyunda bilgi puanı kazanmanızı sağlayan şey de şehirlerdeki nüfusunuz. Dolayısıyla asker basarak bu nüfusu azalttığınızda bir bakıma teknolojik gelişmeden taviz vermiş oluyorsunuz. Oyun kendi içerisinde bir senaryo editörüne sahip, burada kendi haritanızı, kendi dünyanızı oluşturabiliyorsunuz.

Oyun tarihsel yapısına karşın, çeşitli event benzeri mekaniklerle tarihsel figürleri sunmakta yetersiz kalıyor. Örneğin Rome: Total War’da belli şartları yerine getirdiğinizde Marius reformlarıyla bazı birimlerinizin değiştiğini görürdünüz, Aggressors’ta sadece Marius reformları değil, sanki Marius’un kendisi de ortada yok gibi hissettiriyor.

Bu oyunun küçük bir ekip tarafından sevgiyle ortaya çıkarıldığı ortada. Dürüst olmak gerekirse oyun görüntüsü itibariyle oyuncuyu çekme yetisine sahip değil. Ancak strateji oyunlarında grafiklerin o kadar da önemli olmadığını hatırlayıp biraz sabırla yaklaşıldığı zaman Aggressors’un gerçek potansiyelini, sahip olduğu derinliği tecrübe etmeniz mümkün.

Oyunun müzikleri arasında güzel parçalar var ancak genel olarak net bir kalite çizgisinden bahsetmek mümkün değil. Anladığım kadarıyla müzik çok fazla oyuncunun bulunduğu durumdan, oynadığı coğrafyadan vb. unsurlardan etkilenmiyor, dolayısıyla bir anda daha doğulu ritmi içeren müzikle karşılaşabiliyorsunuz.

Oyun genel olarak 4X unsurlar itibariyle başarılı bir oyun. Tek tuhaflığı incelemenin başında da belirttiğim üzere ana oyun modunun aslında tam olarak 4X olmaması. Oyunun asıl potansiyeline ulaşmak için Rastgele Dünya modunda ayarları kurcalamak ve hatta yeni senaryolar ve haritalar oluşturup, oyuncular tarafından oluşturulan haritaları denemek gerekiyor.

Aggressors: Ancient Rome strateji dünyasında kendisine has bir yeri olan, sadece biraz sabır gösterilmesini gerektirebilen güzel bir strateji oyunu.

Artıları

  • Eşsiz ve derinlemesine strateji içeren mekanikler.
  • Diplomasiyi aktif olarak kullanan yeterli yapayzeka.
  • Savaş ve ticaret gibi mekaniklerin derinliği.
  • Senaryo editörü vb. modlanabilirlik fırsatları.

Eksileri

  • Grafikler ve arayüzün günümüz oyuncusuna hitap etmemesi.
  • Oyunda herhangi bir casusluk mekaniğinin bulunmaması.
  • Multiplayer modunun olmaması.
8

Yazar: Ali Alper Duman

Yayın Direktörü @ Strategyturk

1 Yorum Yapılmış

Tartışmaya Katılın

Yorumla

STRATEGYTURK

Strategyturk'te strateji oyunlarından haberleri, yama notlarını, geliştirici günlüklerini ve daha birçok içeriği Türk strateji oyuncularına Türkçe bir biçimde sunuyoruz. Aynı zamanda yeni çıkan strateji oyunlarının ve eklentilerinin incelemelerini yapıyor, bu oyunlara dair sürekli olarak içerik oluşturuyoruz.

Sosyal medya sayfalarımızı takip ederek strateji oyunlarındaki gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

STRATEGYTURK TWITTER

Stellaris'te Mega Yapılar, Habitatlar, Halka Dünyalar ve Kalıntılar #stellaris https://t.co/O5GAOeiq72
Hearthstone'da Ignoblegarden Festivali #hearthstone https://t.co/PDNffTKlEV

Strategyturk Flickr